Birçok insan, çayına veya kahvesine şeker eklemediği için şeker tüketimi konusunda kendini güvende hissediyor. Ancak modern beslenme alışkanlıkları, farkına varmadan vücudumuza yüksek miktarda şeker almamıza neden olan gizli kaynaklarla dolu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Hilal Yıldırım Deryol, şeker tüketiminin sadece tatlılarla sınırlı olmadığını, market raflarındaki paketli ürünlerin, hazır içeceklerin ve hatta masum görünen sosların bile ciddi birer şeker deposu olabileceğini vurguluyor. Günlük yaşamın koşturmacası içinde tüketilen bu ürünler, vücudun ihtiyaç duyduğundan çok daha fazla şeker almasına yol açarak metabolik dengenin bozulmasına zemin hazırlıyor.
Gizli şeker kaynakları sağlığınızı nasıl etkiliyor?
Şeker denildiğinde akla ilk gelenin sadece tatlılar olması, aslında büyük bir yanılgıyı beraberinde getiriyor. Dr. Deryol, özellikle paketli atıştırmalıkların, aromalı süt ve yoğurtların, kahvaltılık gevreklerin ve hazır kahvelerin günlük şeker alımını hızla yükselttiğine dikkat çekiyor. Kişi, çayına şeker atmayarak sağlıklı bir tercih yaptığını düşünse de gün içinde tükettiği farklı gıdalarla aslında yüksek miktarda şeker alabiliyor. Bu durum, özellikle içecekler söz konusu olduğunda daha da kritik bir hal alıyor. Gazlı içecekler, şekerle zenginleştirilmiş kahveler ve hazır meyve suları, kısa sürede vücuda yüksek enerji yüklemesi yaparak kilo kontrolünü zorlaştırıyor ve metabolik riskleri artırıyor.
İnsülin direncinden diyabete uzanan sinsi süreç
Fazla şeker tüketimi tek başına bir hastalığın doğrudan nedeni olarak görülmese de, uzun vadede vücutta ciddi metabolik bozukluklara yol açabiliyor. İhtiyacın üzerinde alınan şeker ve enerji, vücutta kilo artışını, özellikle de karın bölgesindeki yağlanmayı tetikliyor. Karın çevresindeki bu yağlanma, insülin direnci için en önemli risk faktörlerinden biri olarak kabul ediliyor. İnsülin direnci ise zamanla kan şekeri kontrolünün bozulmasına, prediyabete ve gerekli önlemler alınmadığında tip 2 diyabete kadar ilerleyebilen bir süreci başlatıyor. Bununla birlikte trigliserid yüksekliği ve karaciğer yağlanması gibi metabolik sendromun diğer bileşenleri de bu tabloya eşlik edebiliyor.
Bel çevresindeki artış bir uyarı sinyali olabilir
Metabolik risklerin her zaman belirgin şikayetlerle ortaya çıkmaması, durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Dr. Deryol, insülin direnci veya prediyabetin çoğu zaman kişinin günlük yaşamını etkileyecek kadar belirgin belirtiler vermediğini belirtiyor. Bu nedenle, özellikle bel çevresinde artış gözlemleyen, fazla kilosu bulunan, ailesinde diyabet öyküsü olan veya daha önce kan şekeri yüksekliği saptanmış kişilerin sağlık kontrollerini aksatmamaları büyük önem taşıyor. Metabolik riskin sadece tüketilen şeker miktarıyla değil; genetik yatkınlık, hareketsiz yaşam tarzı, uyku düzeni ve toplam kalori alımı gibi pek çok faktörle şekillendiği unutulmamalıdır.
Sürdürülebilir bir beslenme düzeni nasıl kurulur?
Şeker tüketimini azaltmak, tüm sevilen besinleri bir anda yasaklamak anlamına gelmiyor. Dr. Deryol, hedefin sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturmak olduğunu ifade ediyor. Günlük toplam şeker tüketiminin farkında olmak, market alışverişlerinde paketli ürünlerin etiketlerini dikkatle incelemek ve şekerli içeceklerin tüketim sıklığını azaltmak, atılabilecek en temel adımlar arasında yer alıyor. Özellikle metabolik risk faktörleri taşıyan bireylerin, beslenme ve yaşam tarzı planlarını kendi sağlık durumlarına göre uzman kontrolünde oluşturmaları, uzun vadeli sağlık hedefleri için en doğru yaklaşım olarak öne çıkıyor.