Üniversite yılları, dışarıdan bakıldığında özgürlüğün tadını çıkarma dönemi gibi görünse de içeride durum pek öyle değil. Gençlerin büyük bir kısmı yeni bir şehre, yeni bir sosyal çevreye ve sorumluluklara alışmaya çalışırken ciddi psikolojik zorluklarla baş başa kalıyor. 84 bin öğrenciyle yapılan geniş çaplı bir çalışma, gençlerin yaşadığı buhranın aslında bireysel bir başarısızlık değil, gelişimsel bir süreç olduğunu gözler önüne seriyor.

Gelişimsel süreçte yalnızlık hissi
Psikoloji uzmanları, 18-29 yaş aralığını "beliren yetişkinlik" olarak tanımlıyor. Bu dönemde gençler kim olduklarını, ne istediklerini ve nasıl bir gelecek kuracaklarını sorguluyor. Prof. Dr. Yeliz Kındap Tepe, bu arayışın beraberinde performans kaygısı, yalnızlık ve belirsizlik getirdiğini söylüyor. Öğrencilerin yüzde 45'inin depresyon veya kaygı sinyalleri vermesi, aslında bu yoğun duygusal geçişin bir yansıması.

Yardım eli hemen yanı başınızda
Pek çok genç, yaşadığı bu sorunları tek başına çözmeye çalışıyor. Oysa üniversitelerin çoğunda psikolojik danışmanlık merkezleri bulunuyor. Sorun şu ki, öğrencilerin büyük kısmı bu merkezlerin varlığından ya haberdar değil ya da ne işe yaradığını tam olarak bilmiyor. Uzmanlar, profesyonel destek almanın sadece ciddi ruhsal hastalıklar için değil, kampüs hayatına uyum sağlamak ve aidiyet duygusunu güçlendirmek için de kritik olduğunu vurguluyor.
Üniversitelerin yapması gerekenler
Okulların sadece akademik bilgi aktaran yerler olmadığını hatırlatan uzmanlar, yönetimin ruh sağlığı hizmetlerini daha görünür kılması gerektiğini belirtiyor. Sadece merkez açmak yetmiyor; öğrencilerin kapıdan içeri girmesini sağlayacak iletişim stratejileri geliştirmek şart. Eğer okulun içinde bir destek birimi varsa, bunu ilk haftadan itibaren öğrencilere net bir şekilde duyurmak, birçok gencin bu zorlu dönemi çok daha kolay atlatmasını sağlayabilir.