Türkiye'nin savunma sanayiindeki yerlilik hamlesi yeni bir aşamaya geçiyor. KAAN ve ATAK gibi stratejik platformların motor geliştirme süreçleri, kurulan yeni yapılanmayla tek bir merkezden yönetilecek.
Türkiye, havacılık motorları teknolojisinde kritik bir dönüşüme imza atıyor. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) liderliğinde yürütülen milli projelerin verimliliğini artırmak amacıyla kapsamlı bir yeniden yapılanma süreci başlatıldı. Bu kapsamda, bugüne kadar farklı birimlerde yürütülen TF35000 ve TS3000 motor projeleri ile TRMOTOR bünyesindeki yardımcı güç ünitesi çalışmaları, "TEI TEKNOLOJİ" ismiyle kurulan yeni organizasyon çatısı altında bir araya getiriliyor.
Mühendislik gücü tek merkezde toplanıyor
Yeni yapılanmanın temel amacı, Türkiye’nin özgün motor geliştirme kapasitesini daha çevik ve odaklı bir yapıya kavuşturmak. Bu stratejik adım sayesinde, TEI bünyesindeki uzman mühendislik ekipleri ve TRMOTOR’un teknik birikimi artık ortak hedefler doğrultusunda, TEI TEKNOLOJİ bünyesinde birleşecek. Böylece bilgi paylaşımının hızlanması, proje yönetiminde bürokrasinin azaltılması ve kritik AR-GE süreçlerinin çok daha etkin bir şekilde yürütülmesi hedefleniyor.
Üretim ve geliştirme süreçleri ayrışıyor
Yeni organizasyon modeliyle birlikte görev dağılımı da netleşti. TEI, mevcut üretim, teslimat, ürün desteği ve uluslararası iş birlikleri gibi olgunlaşmış programlara odaklanmaya devam edecek. TS1400 ve PD170 gibi halihazırda devam eden projeler de TEI bünyesinde kesintisiz sürecek. Buna karşılık TEI TEKNOLOJİ; özgün motor geliştirme, ileri malzeme teknolojileri ve AR-GE faaliyetlerinin ana omurgasını oluşturarak geleceğin teknolojilerine yoğunlaşacak.
Stratejik ortaklıklar korunuyor
Söz konusu yapısal değişiklik, Türkiye’nin küresel havacılık sektöründeki mevcut konumunu etkilemeyecek. TEI ile GE Aerospace arasında 41 yıldır süregelen stratejik ortaklık, mevcut işleyişiyle devam edecek. TEI, dünya çapındaki sivil ve askeri motor programlarına parça ve modül tedarik etmeye, küresel tedarik zincirindeki güçlü rolünü sürdürmeye devam edecek. Taraflar, geçiş sürecinin proje takvimlerini aksatmaması için gerekli tüm mutabakatları sağlarken, milli projelerin teslimat süreçlerinde herhangi bir kesinti yaşanmaması temel esas olarak belirlendi.