Modern Şehirlerin Sessiz Çığlığı: Komşuluk Kültürü Yok Olmanın Eşiğinde mi?

Türkiye'nin 12 büyükşehrinde yürütülen kapsamlı bir araştırma, toplumun büyük çoğunluğunun komşuluk ilişkilerinin geleceğine dair karamsar olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar, dijitalleşme ve hızlı kentleşmenin etkisiyle zayıflayan mahalle bağlarının, toplumsal güveni nasıl derinden sarstığını ve bu durumun gündelik yaşam pratiklerini nasıl değiştirdiğini mercek altına alıyor.

Türkiye'nin dört bir yanındaki büyükşehirlerde yaşayan vatandaşların mahalle kültürüne bakışını ve komşuluk ilişkilerinin geleceğini sorgulayan kapsamlı bir çalışma, çarpıcı sonuçları gün yüzüne çıkardı. Esenler Belediyesi Prof. Dr. Sadettin Ökten Şehir Düşünce Merkezi tarafından yürütülen ve 1,5 yıl süren Türkiye'de Mahalle Kültürü, Komşuluk İlişkileri ve Aile Araştırması, toplumun neredeyse yüzde 90'ının komşuluk kültürünün gelecekte tamamen zayıflayacağına inandığını gösteriyor. İstanbul'dan Gaziantep'e, Trabzon'dan Antalya'ya kadar 12 farklı büyükşehirde bin 622 kişiyle yapılan anketler, derinlemesine görüşmeler ve odak grup çalışmaları, modern insanın mahalle aidiyeti konusunda yaşadığı derin çelişkiyi gözler önüne seriyor. Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, insanların kendi mevcut komşuluk deneyimlerinden memnun olmalarına rağmen, genel toplumsal yapının gelecekte bu bağı koruyamayacağına dair güçlü bir inanca sahip olmalarıdır.

Modern Şehirlerin Sessiz Çığlığı: Komşuluk Kültürü Yok Olmanın Eşiğinde mi?

Dijitalleşme ve Kentleşmenin Gölgesinde Yalnızlaşan Bireyler

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Feyza Korkmaz Sağlam, bu karamsar tablonun arkasında yatan temel dinamikleri hızlı kentleşme, apartman yaşamının getirdiği fiziksel izolasyon ve dijitalleşmenin yarattığı sanal dünya olarak tanımlıyor. Özellikle pandemi süreci, insanlar arasındaki sosyal mesafeyi fiziksel bir zorunluluktan kalıcı bir davranış biçimine dönüştürdü. Artık insanlar, kapı komşusuna ihtiyaç duyduğunda bir kapı çalmak yerine, dijital uygulamalar üzerinden alışveriş yapmayı veya sorunlarını teknolojik çözümlerle gidermeyi tercih ediyor. Bu durum, 150 dairelik devasa apartman bloklarında birbirini tanımayan, dolayısıyla birbirini potansiyel bir risk veya yabancı olarak algılayan bireylerin türemesine yol açıyor. Toplumsal güvenin zayıflaması, doğrudan komşulukla ilgili kötü bir anıdan ziyade, genel bir toplumsal güvensizlik ikliminin bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Modern Şehirlerin Sessiz Çığlığı: Komşuluk Kültürü Yok Olmanın Eşiğinde mi?

Güvenin Üç Farklı Katmanı ve Dayanışma Krizi

Araştırma, komşuya duyulan güvenin oldukça katmanlı bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor. Katılımcıların bir kısmı acil durumlarda anahtarını komşusuna emanet edebileceğini belirtirken, aynı kişi çocuğunu emanet etme konusunda çok daha temkinli davranıyor. Bazı kesimler ise komşuluk ilişkilerini tamamen mesafeli tutarak, güven duygusunu hiçbir şekilde inşa etmemeyi tercih ediyor. Gündelik hayattaki dayanışma pratikleri de bu güvensizlikten nasibini alıyor. Cenaze, düğün gibi büyük yaşam olaylarında insanlar hala bir arada olma arzusu taşısa da, günlük yaşamın akışında ekmek veya tuz istemek gibi küçük etkileşimler neredeyse tamamen kaybolmuş durumda. Bu küçük etkileşimlerin eksikliği, komşunun yabancılaşmasına ve aradaki sosyal bağın kopmasına neden oluyor.

Modern Şehirlerin Sessiz Çığlığı: Komşuluk Kültürü Yok Olmanın Eşiğinde mi?

Genç Kuşakların Aidiyet Sorunu ve Yerel Yönetimlerin Rolü

Özellikle genç kuşaklar arasında mahalle aidiyetinin en düşük seviyede seyretmesi, geleceğe dair endişeleri artıran bir diğer faktör olarak öne çıkıyor. Kariyer ve eğitim telaşı içindeki gençler, komşuluk ilişkilerine vakit ayırmayı bir öncelik olarak görmüyor. Ancak uzmanlar, bu durumun kalıcı olmadığını, gençlerin ileride çocuk sahibi olduklarında çocukları üzerinden yeni bir dayanışma ağı kurabileceklerini öngörüyor. Yerel yönetimlerin bu noktada kritik bir rolü bulunuyor. Belediyelerin, insanların doğal bir şekilde karşılaşabileceği, etkileşime girebileceği ortak yaşam alanlarını artırması, komşuluk kültürünün yeniden canlanması için en önemli adımlardan biri olarak görülüyor. İnsanlar aslında hala komşularıyla bağ kurmaya, güvenli ve samimi bir mahalle ortamında yaşamaya oldukça açık. Önemli olan, bu etkileşimi tetikleyecek güvenli ortamları ve sosyal zeminleri inşa edebilmekte yatıyor.

Modern Şehirlerin Sessiz Çığlığı: Komşuluk Kültürü Yok Olmanın Eşiğinde mi?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız