İsrail'in Suriye'ye yönelik son saldırıları, bölgesel bir stratejiden ziyade Tel Aviv'deki iç siyasi krizin bir yansıması olarak okunuyor; bu hamle Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu kırmak yerine Ankara-Şam hattını daha da yakınlaştırıyor.
Suriye'nin kuzeyindeki Ebu el-Zuhur askeri havaalanına düzenlenen saldırı, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Uzmanlar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yaklaşan genel seçimler öncesinde kamuoyu desteğini korumak için gerilimi tırmandırdığını savunuyor. Tel Aviv yönetimi, Türkiye'nin bölgedeki askeri varlığını bir tehdit olarak lanse etmeye çalışsa da, bu iddialar hem Washington hem de bölge başkentleri tarafından karşılık bulmuyor.
Siyasi sıkışmışlık ve bölgesel paranoya
İsrail'in Türkiye'nin hava savunma sistemleri kurarak kendi operasyonel alanını daraltacağı yönündeki endişeleri, analistler tarafından "yersiz bir paranoya" olarak nitelendiriliyor. Diplomatik çevreler, İsrail'in son iki haftada gerçekleştirdiği 27 hava saldırısı ve 36 kara operasyonunun, bölgedeki güvenlik dengelerini değiştirmekten ziyade Netanyahu hükümetinin çaresizliğini gözler önüne serdiğini belirtiyor.
ABD'nin Türkiye'ye bakışı değişiyor
Washington, Şam ve Ankara arasındaki diplomatik trafik, İsrail'in yalnızlaştığına dair işaretleri güçlendiriyor. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın saldırılara yönelik sert tepkisi, Beyaz Saray'ın Türkiye'yi stratejik ve vazgeçilmez bir müttefik olarak gördüğünün en somut kanıtı olarak değerlendiriliyor. Özellikle F-35 programı üzerinden verilen mesajlar, Türkiye'nin bölgesel denklemdeki ağırlığının Washington tarafından tescillendiğini gösteriyor.
Demir yumruk Türkiye'yi durdurmaya yetmiyor
Türkiye, 2011 yılından bu yana Suriye'de istikrarı tesis etmek ve terörle mücadele etmek adına kararlı bir duruş sergiliyor. Uluslararası analizlerde, İsrail'in askeri gücünün Türkiye'nin bölgedeki genişleyen nüfuzunu engellemekte yetersiz kalacağı vurgulanıyor. Aksine, Tel Aviv'in saldırgan tutumu, Ankara ve Şam arasındaki coğrafi ve siyasi yakınlaşmayı hızlandırarak, İsrail'i bölgesel arenada daha da izole bir konuma sürüklüyor.