Erzurum'un tarihi dokusunu süsleyen Ulu Cami'nin batı duvarına yaslanmış vaziyette duran o mütevazı kabir, bugün sadece bir mezar taşı değil, aynı zamanda dilden dile dolaşan ilginç bir efsanenin de merkezinde yer alıyor. Halk arasında Pabuçlu Kadı olarak bilinen bu şahsiyet, Osmanlı döneminde şehre atanan bir kadı olmasına rağmen, bugün asıl isminden ziyade, pabuçlarıyla ilgili anlatılan o meşhur kurbağa kıssasıyla hatırlanıyor. Şehrin manevi değerleri arasında özel bir yere sahip olan bu zatın hikayesi, aslında dış görünüşün aldatıcılığına ve manevi derinliğin gücüne dair çarpıcı bir örnek teşkil ediyor.
Sade bir karşılamadan efsaneye uzanan yol
Osmanlı döneminde Erzurum'a kadı olarak atanan bu zat, şehre ilk geldiğinde mülki erkan ve şehrin ileri gelenleri tarafından karşılanmıştı. Ancak karşılarında bekledikleri ihtişamlı ve gösterişli bir devlet adamı yerine, oldukça sade, hatta hırpani sayılabilecek kıyafetleriyle bir adam görünce, şehir eşrafı büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı. Bu ilk karşılaşmada kadıyı pek ciddiye almayan ve beklentileri boşa çıkan şehir erkanı, zamanla bu zatın aslında göründüğünden çok daha farklı bir manevi güce sahip olduğunu acı bir tecrübeyle öğrenecekti. Bir gün, kadının makamına iadeiziyaret gerçekleştiren köy ağaları, onu biraz da küçümseyen bir tavırla sınamak istediler. İçlerinden biri, Karasu Nehri'nin taşmasıyla oluşan sazlıklardaki kurbağaların çıkardığı sesten geceleri uyuyamadıklarını belirterek, kadıdan bu duruma bir çare bulmasını istedi.
Kurbağaların sesini susturan pabuçlar
Köy ağasının bu sorusu üzerine Kadı Efendi, hiç istifini bozmadan tebessüm ederek oldukça basit bir çözüm yolu önerdi. Yanında duran pabuçlarını ağaya uzatan kadı, bunları sazlıkların kenarına bırakmasını ve kurbağalara, kendisinin şimdilik sadece pabuçlarını gönderdiğini, ilerleyen zamanlarda bizzat oraya geleceğini söylemesini tembihledi. Köylüler, bu tuhaf talimat karşısında şaşkınlıklarını gizleyemese de kadının dediklerini harfiyen yerine getirdiler. Pabuçların sazlığa bırakılmasının ardından yaşananlar ise Erzurum halkı arasında büyük bir şaşkınlık yarattı. Kurbağaların sesi bir anda bıçak gibi kesilmiş, sazlıklardan en ufak bir çıtırtı bile gelmez olmuştu. Bu olay, kadının keramet ehli bir zat olduğunun en büyük kanıtı olarak kabul edildi ve o günden sonra gerçek ismi unutularak, halk arasında Pabuçlu Kadı olarak anılmaya başlandı.
Manevi bir miras olarak günümüze ulaşan kabir
Araştırmacı-yazar Taner Özdemir, bu kıssanın sadece bir efsaneden ibaret olmadığını, aynı zamanda Pabuçlu Kadı'nın Erzurum'a olan adanmışlığının bir sembolü olduğunu vurguluyor. Şehrin manevi iklimine büyük hizmetler veren ve vefatının ardından kabri özenle korunan bu zat, bugün hala Ulu Cami'nin yanı başında ziyaretçilerini ağırlıyor. Pabuçlu Kadı'nın hikayesi, dış görünüşün ötesindeki hakikati arayanlar için Erzurum'un en kıymetli manevi miraslarından biri olmaya devam ediyor. Şehrin tarihine kazınan bu olay, nesilden nesile aktarılarak, kadının gösterdiği o büyük kerametin ve bıraktığı derin izlerin unutulmamasını sağlıyor. Her ne kadar buralı olmasa da, Erzurum'un manevi hafızasında kendine sarsılmaz bir yer edinen Pabuçlu Kadı, bugün hala o meşhur pabuçlarıyla kurbağaları susturan keramet sahibi kadı olarak anılmayı sürdürüyor.