Yalçın Yelek'in hayatı, aslında pek çok zanaatkarınki gibi bir dönüm noktasıyla şekillenmiş. Lise yıllarının ardından 1983'te adım attığı dükkanda, bugün hâlâ aynı tezgahın başında. Babasının rahatsızlanmasıyla başlayan hikaye, yarım asra yaklaşan bir meslek aşkına dönüşmüş.
Baba mesleğini devralmanın ağırlığını ve gururunu taşıyan Yelek, işini sadece tamirle sınırlı tutmuyor. Dükkanındaki vitrinde sergilediği ayakkabıların tamamı, onun ellerinden çıkıyor. Bu yönüyle kendisini "tek elden" üretim yapan nadir ustalardan biri olarak konumlandırıyor.
Çırak bulamamak en büyük derdi
Yelek'in en büyük şikayeti, bu mesleğin artık gençler tarafından tercih edilmemesi. "Çırak bulamıyoruz" diyen usta, kendi çocuklarına bile bu işi öğretmediğini itiraf ediyor. Ona göre ayakkabıcılık sadece bir tamir işi değil; çizimden kalıba, dikişten sayacılığa kadar uzanan kapsamlı bir ustalık gerektiriyor.
Gençlere çağrı: Bu işi öğrenin
Yelek, mesleğin kaybolmaması için gençlere açık bir çağrıda bulunuyor. El emeği ayakkabıların giderek azaldığına dikkat çeken usta, piyasada artık çoğunlukla emülsiyon ürünlerin satıldığını, gerçek delik kösele ayakkabı giyenlerin sayısının çok azaldığını söylüyor. Bu durum, onun gözünde hem mesleğin hem de kalitenin geleceği için bir uyarı niteliğinde.