Samsun'un İlkadım ilçesinde, rafların arasında yükselen mürekkep kokusu ve eski sayfaların dokusu, modern dünyanın dijitalleşme hızına karşı direnen bir kaleyi temsil ediyor. On dört yıldır sahaflık mesleğini icra eden Savaş Koçalan, 60 metrekarelik dükkanında 40 binin üzerinde eseri okurlarla buluşturarak kentin kültürel belleğini canlı tutmaya çalışıyor. Koçalan, dijital platformların sunduğu kolaylıkların yadsınamaz olduğunu kabul etse de, bir kitabın fiziksel varlığının, sayfalarına dokunmanın ve o atmosferi solumanın yerini hiçbir e-kitap uygulamasının tutamayacağını savunuyor. Ona göre dijital dünya, doğası gereği yapay kalıyor ve okur ile kitap arasında kurulması gereken o derin bağı kurmaktan uzaklaşıyor.

Kültürel belleğin koruyucusu olarak sahaf
Savaş Koçalan'ın 40 bin eseri barındıran arşivi, tarih, sanat, politika ve klasik edebiyatın yanı sıra 70'li yılların nadide eserlerini de içeriyor. Kendi kişisel okuma serüveniyle birleştiğinde 30 yıla yaklaşan bir birikimi temsil eden bu arşiv, sadece ticari bir meta deposu değil, aynı zamanda şehrin kültürel hafızasının bir parçası olarak görülüyor. Koçalan, sahaflığın sadece kitap alıp satmak olmadığını, aynı zamanda kitapla okur arasında kurulan köprünün ve kültürel mirasın korunması adına üstlenilen bir sorumluluk olduğunu ifade ediyor. Modern dünyanın her şeyi bir ticari nesneye dönüştürme eğiliminden duyduğu rahatsızlığı dile getiren sahaf, günümüzde önüne gelen herkesin bir home-office açarak kitap satışı yapmasını, işin özünü anlamadan gerçekleştirilen sığ bir yaklaşım olarak nitelendiriyor.

Dijital dünyanın yüzeyselliği ve okuma alışkanlıkları
Teknolojinin okuma alışkanlıklarını şekillendirme biçimi, Koçalan'ın en çok dikkat çektiği noktalardan biri. Yeni nesil okurların bir kitabı seçerken Google üzerindeki kısa yorumlara veya ön yargılı değerlendirmelere göre hareket etmesinin, okuma eylemini yüzeyselleştirdiğini belirtiyor. Gerçek bir okurun, kitabı hırpalamadan, sayfalarına dokunmadan ve altını çizmeden onu tam anlamıyla kavrayamayacağına inanan Koçalan, dijital dünyanın sunduğu hızlı tüketim kültürünün, derinlemesine okuma pratiğine zarar verdiğini düşünüyor. Sahafların sunduğu en büyük ayrıcalığın ise, dijital platformların asla sunamayacağı o samimi sohbet ortamı ve kitap üzerine yapılan derinlikli fikir alışverişleri olduğunu vurguluyor.

Erişilebilirlik ve geleneksel doku dengesi
Dijitalleşmenin tamamen karşısında durmadığını, aksine bazı noktalarda olumlu etkileri olduğunu da kabul ediyor. Özellikle taşrada veya köylerde yaşayan, kitaba fiziksel olarak ulaşma imkanı olmayan okurlar için dijital platformların bir köprü görevi gördüğünü ve bu sayede 10 binin üzerinde satıcının okurla buluşabildiğini belirtiyor. Ancak bu teknolojik kolaylığın, bir sahaf dükkanına girip raflar arasında kaybolmanın, bir kitabı yerinde incelemenin ve o atmosferi yaşamanın yerini tutamayacağının altını tekrar çiziyor. Koçalan, sahaflığın geleneksel yapısını koruyarak, modern dünyanın getirdiği satış tekniklerini bu kültürel dokuya zarar vermeden entegre etmenin yollarını arıyor. Ona göre, kitap bir fırından alınan ekmek gibi günlük bir ihtiyaç değil, üzerine düşünülmesi, sindirilmesi ve zaman ayrılması gereken bir yolculuktur.
