Pakistan'ın Ankara Büyükelçiliği, Keşmir Kara Günü kapsamında Stratejik Düşünce Enstitüsü ile ortaklaşa düzenlenen özel bir panele ev sahipliği yaptı. 27 Ekim 1947 tarihinde Hindistan askerlerinin Srinagar'a girişini simgeleyen ve bölge halkı için bir dönüm noktası olan bu tarih, İşgalin 79. Yılında Cammu-Keşmir Meselesi başlığı altında Ankara'da derinlemesine analiz edildi. Etkinlikte, meselenin sadece siyasi bir ihtilaf değil, aynı zamanda insani ve tarihi boyutlarıyla da ele alınması gerektiği vurgulandı.
Adalet ve Uluslararası Hukuk Vurgusu
Panelde söz alan Pakistan'ın Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Shaiq Ahmed Bhutto, bölgede kalıcı barışın tesis edilmesinin ancak adaletin ve siyasi meşruiyetin sağlanmasıyla mümkün olabileceğini belirtti. Keşmir halkının sürece aktif katılımının önemine değinen Bhutto, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarını hatırlatarak Pakistan'ın barışçıl çözüm konusundaki kararlılığını yineledi. İnsan onurunun korunması ve bölgesel gerilimlerin düşürülmesi için anlamlı bir diyaloğun şart olduğunu ifade eden Bhutto, Türkiye'nin bu süreçteki tutarlı ve destekleyici tavrına özel bir teşekkür sundu.
Tarihi Kökenler ve Bölgesel Güvenlik
Emekli başkonsolos ve eski Karaçi Başkonsolosu Cemal Sangu ise konuşmasında ihtilafın tarihsel arka planına odaklandı. Bölgesel güvenliğin korunması için ateşkesin önemine dikkat çeken Sangu, Pakistan ile Hindistan arasında yeniden kurulacak anlamlı bir diyaloğun, temel hakların korunması ve insani iş birliğinin geliştirilmesi açısından kritik bir adım olacağını savundu. Tarihçi ve yazar Sinan İlhan ise Keşmir'in zengin kültürel mirasını mercek altına alarak, bölgenin Orta Asya ve Türk dünyasıyla olan kadim bağlarını detaylandırdı. İlhan, kültürel, dini ve ticari etkileşimlerin Keşmir'in kimliğinin oluşumundaki belirleyici rolünü gözler önüne serdi.
Su Kaynaklarının Stratejik Önemi
Panelin dikkat çeken bir diğer başlığı ise İndus Suları Antlaşması oldu. Gazeteci ve araştırmacı Mehmet Öztürk, su kaynaklarının siyasi bir baskı aracı olarak kullanılmasının tehlikelerine işaret etti. Ortak su kaynakları üzerindeki anlaşmazlıkların, uluslararası hukuk çerçevesinde ve iş birliği odaklı bir yaklaşımla çözülmesi gerektiğini belirten Öztürk, bu durumun bölgesel istikrar için hayati bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Panel, Keşmir meselesinin çok boyutlu yapısını bir kez daha gözler önüne sererek, çözümün ancak uluslararası hukuk ve diyalog zemininde mümkün olabileceği mesajıyla sona erdi.