Bölgesel diplomaside tansiyon, Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi'nin İran'ın gerçekleştirdiği misilleme saldırılarını hedef alan açıklamalarıyla yükseldi. Safadi, İran'ın ABD üslerine yönelik gerçekleştirdiği operasyonların bir misilleme olarak kabul edilemeyecek kadar hızlı olduğunu ve önceden planlanmış bir stratejinin parçası olduğunu öne sürmüştü. Bu çıkış, Tahran yönetiminde karşılıksız kalmadı ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, mevkidaşının ifadelerine sert bir dille tepki gösterdi.
Egemenlik tartışması ve diplomatik restleşme
Arakçi, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, Safadi'nin İran'ın atacağı adımları sorgulama hakkına sahip olmadığını ima ederek, Ürdünlü bakanın İran'ın ne kadar beklemesi gerektiğine dair bir beklenti içinde olduğunu savundu. İranlı bakan, Safadi'nin hem Arap hem de İran egemenliğini hiçe sayan bir saldırgana karşı gösterilen tepkiyi eleştirmesini manidar bulduğunu belirtti. Arakçi'nin ifadeleri, bölgedeki ülkelerin dış politikadaki duruşlarına dair derin bir görüş ayrılığını gözler önüne serdi.
Hava sahası kullanımı ve güvenlik endişeleri
Bakan Arakçi, eleştirilerini bir adım öteye taşıyarak Ürdün'ün bölgesel güvenlikteki rolünü sorguladı. Kendisinin, masum İran vatandaşlarının hayatını kaybetmesine neden olan ilk ABD saldırıları sırasında Arap hava sahasının, topraklarının ve sularının kullanıldığından habersiz olup olmadığını soran Arakçi, bu durumun bölge ülkelerinin sorumluluğunu artırdığını vurguladı. Bu çıkış, Tahran'ın bölgedeki askeri hareketliliğe ve bu hareketliliğe izin veren ülkelere karşı duyduğu rahatsızlığın bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Misilleme saldırılarının niteliği üzerine
Ürdün tarafı, İran'ın saldırılarını önceden planlanmış bir politikanın parçası olarak nitelendirirken, İran yönetimi bu adımların meşru bir savunma refleksi olduğunu savunuyor. Safadi'nin misilleme olarak sınıflandırılamayacak kadar hızlı olduğu yönündeki iddiası, diplomatik arenada İran'ın operasyonel kapasitesine yönelik bir eleştiri olarak algılandı. İki ülke arasındaki bu söz düellosu, bölgedeki hassas dengelerin ve ittifakların ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.