Türkiye'nin siyasi tarihinde derin izler bırakan 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden geçen yıllara rağmen, o dönemin mağdurlarının hafızalarındaki tazeliğini koruyan acılar, Ankara'daki Ulucanlar Cezaevi Müzesi'nde düzenlenen anlamlı bir törenle yad edildi. Darbe döneminde cezaevlerinde yatan ve Taş Medreseli Ülkücüler olarak bilinen isimler, idam sehpasına gönderilen dava arkadaşlarını anmak için bir araya geldi. Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan anma programına Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım'ın yanı sıra çok sayıda eski mahkum ve ülkücü camiadan isimler katıldı.
İşkence ve baskı dolu yılların gölgesinde
MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım, törende yaptığı konuşmada 12 Eylül döneminin ülkücüler üzerinde bıraktığı ağır tahribata dikkat çekti. Yıldırım, o dönemde ülkücülerin manevi değerlerinden ve milliyetçi kimliklerinden vazgeçirilmesi amacıyla akla hayale gelmeyecek işkencelere maruz bırakıldığını vurguladı. Kendilerine haddinden fazla zarar verildiğini belirten Yıldırım, bu baskıların temel amacının ülkücü hareketi tamamen sindirmek olduğunu ifade etti. Ancak tüm bu zorluklara rağmen hareketin küllerinden yeniden doğmayı başardığını ve bugün varlık yıllarını yaşadığını dile getirdi.
Üç ayaklı bir yaşam mücadelesi
Darbe sonrası yaşanan süreci bir yaşam mücadelesi olarak tanımlayan Yıldırım, ülkenin dört bir yanındaki ülkücülerin toplanarak Ankara'daki Mamak Cezaevi'ne sevk edildiğini hatırlattı. O günlerde ülkücülerin hayatının adeta üç temel nokta arasında geçtiğini belirten Yıldırım, bu süreci hapishane, hastane ve mezarlık olarak özetledi. Liderlerin, kanaat önderlerinin ve teşkilat başkanlarının tutuklanmasıyla dışarıda kalanların da büyük bir yalnızlığa terk edildiğini anlatan Yıldırım, o dönemde ülkücülerin adeta vebalı gibi görüldüğünü ve toplumun büyük bir kesiminin onlardan kaçtığını ifade etti.
Vebalı gibi görülenlerden ülkenin geleceğine
12 Eylül'ün sadece cezaevindekileri değil, dışarıdaki aileleri de derinden etkilediğini belirten Yıldırım, o günlerde yaşanan toplumsal dışlanmanın boyutlarını gözler önüne serdi. Kardeşlerin, annelerin ve babaların bile toplumdan uzaklaştırıldığını, insanların ülkücüleri gördüğünde yollarını değiştirdiğini anlatan Yıldırım, bugün gelinen noktada durumun tamamen değiştiğini vurguladı. Artık kimsenin ülkücülerden kaçmadığını, aksine herkesin yanlarına geldiğini belirten Yıldırım, ülkücülerin bugün Türkiye'nin geleceğini tayin eden bir noktada olduğunu ve milletin hacet kapısı haline geldiğini sözlerine ekledi.