İzmir'in kalbi sayılan tarihi Kemeraltı Çarşısı'nda, sadece iki metrekarelik mütevazı bir dükkan, bugün Türkiye'nin en özel sanat duraklarından biri olarak kabul ediliyor. Bu daracık alanda, kağıttan porselen tabaklara, ahşap yüzeylerden kına teflerine kadar her objeyi birer sanat eserine dönüştüren 55 yaşındaki Eyüp Karanfil, aslında çok daha zorlu bir yolculuğun kahramanı. İlkokul sıralarında okuma ve yazma konusunda ciddi zorluklar yaşayan, o dönemde başarıyı simgeleyen kurdeleleri takamayan küçük bir çocuğun, bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı unvanıyla onurlandırılması, azmin ve tutkunun en somut kanıtı olarak görülüyor.
Matbaa çıraklığından gelen ilham
Karanfil'in harflerle olan karmaşık ilişkisi, henüz ilkokul çağındayken yaz tatilini geçirdiği bir matbaada başladı. Okulda harfleri yan yana getirip anlamlandırmakta güçlük çeken çocuk, matbaanın mürekkepli dünyasında harflerin anatomisiyle tanışınca bambaşka bir dünyaya adım attı. O günlerde yaşadığı zorluklar, yerini harflerin estetiğine duyulan derin bir meraka bıraktı. Kendi ifadesiyle, okuma yazma öğrenemediği için alamadığı o kırmızı ve beyaz kurdelelerin yerini, yıllar sonra devletin verdiği bu prestijli unvan doldurdu. Kalem Suresi'nin ilk ayetindeki 'Kaleme ve kalem ehlinin yazdıklarına ant olsun' ifadesinden derinden etkilenen Karanfil, bu ilahi ilhamı hayatının merkezine yerleştirerek sanatını profesyonel bir boyuta taşıdı.
Denge ve ölçünün estetik dansı
Kaligrafi sanatının genellikle hat sanatı ile karıştırıldığını belirten usta, bu iki disiplin arasındaki temel farkın kullanılan alfabe olduğunu vurguluyor. Hat sanatının Arapça harfler üzerine kurulu olduğunu, kendisinin ise Latin ve Türkçe harflerle bu estetiği sürdürdüğünü ifade eden Karanfil, her iki sanatın da ortak noktasının denge ve ölçü olduğunu belirtiyor. Kaligrafi dünyasında 'nip ölçüsü' olarak adlandırılan kalem ucu genişliği, harflerin anatomisini belirleyen en temel unsur. Rastgele bir yazım sürecinden ziyade, her bir harfin belirli bir matematiksel ölçü ve disiplinle kağıda döküldüğü bu süreç, göze hitap eden bir estetik bütünlük yaratıyor.
Gelecek nesillere aktarılan bir miras
Sanatın sadece bir dükkan içerisinde hapsolmaması gerektiğine inanan Eyüp Karanfil, bugün aynı zamanda bir eğitmen kimliğiyle yeni çıraklar yetiştiriyor. Usta-çırak ilişkisinin bu sanatın olmazsa olmazı olduğunu savunan Karanfil, öğrencilerine sabrın bu işin anahtarı olduğunu öğütlüyor. Sanatın sonu olmayan bir yolculuk olduğunu belirten usta, kendisinin de hala öğrenme sürecinde olduğunu ifade ederek, bildiklerini genç kuşaklara aktarmanın bir görev olduğunu vurguluyor. Bakanlık tarafından verilen unvanın sorumluluğuyla, bu sanata gönül veren herkesi kucaklamaya devam eden Karanfil, tarihi çarşıdaki küçük dükkanında, harflerin büyülü dünyasını gelecek nesillere taşımaya kararlılıkla devam ediyor.