Satılık değil, bir mirasın bekçisi: 90 yıllık dükkanda zamanı tespih tanelerine sığdırdı

Şanlıurfa’nın tarihi dokusunda üç kuşaktır süren bir tutku, Özer Erbülbül’ün ellerinde adeta bir müzeye dönüştü. 1932 yılından beri faaliyet gösteren aile yadigarı dükkanında, paha biçilemez binlerce tespihi gelecek nesillere aktarmak için koruyan Erbülbül, bu kadim zanaatı sadece bir meslek olarak değil, bir yaşam biçimi olarak sürdürüyor.

Satılık değil, bir mirasın bekçisi: 90 yıllık dükkanda zamanı tespih tanelerine sığdırdı

Şanlıurfa’nın kalbi sayılan Tarihi Gümrük Han, sadece ticaretin değil, aynı zamanda unutulmaya yüz tutmuş zanaatların da sessiz tanığı olmaya devam ediyor. Bu tarihi atmosferin içinde, 50 metrekarelik mütevazı bir dükkan, dışarıdan bakıldığında sıradan bir işletme gibi görünse de kapısından içeri girenleri bambaşka bir dünyaya davet ediyor. 40 yaşındaki tespih ustası Özer Erbülbül, dedesinden devraldığı ve babasının yanında ilmek ilmek işlediği bu mirası, 1932 yılından bu yana aynı tutkuyla yaşatıyor. Erbülbül için tespih, sadece elde çevrilen bir aksesuar değil; geçmişin izlerini taşıyan, sabırla yoğrulmuş bir kültürün somut bir yansımasıdır.

Geçmişin izlerini taşıyan paha biçilemez koleksiyon

Dükkanın raflarını süsleyen bin 500 ila 2 bin arasındaki tespih, aslında bir ailenin üç kuşaklık emeğinin birikimi. Kehribar, Oltu taşı ve kuka gibi değerli malzemelerin yanı sıra, Osmanlı döneminden kalma tarihi objelerin yeniden işlenmesiyle ortaya çıkan bu eserler, koleksiyonun en nadide parçalarını oluşturuyor. Erbülbül, bu koleksiyonun maddi değerinin yüz binlerce lirayı bulabileceğini belirtse de, eserlerin hiçbirini satışa çıkarmıyor. Onun için bu tespihler, ticari bir meta olmanın çok ötesinde, atalarından kalan kutsal bir emanet niteliği taşıyor. Bu nedenle dükkan, bir satış noktasından ziyade, meraklıların gelip inceleyebileceği, tarihe dokunabileceği bir müze işlevi görüyor.

Bir sevda ki arabasını bile feda ettirir

Tespih ustalığının kendisi için bir meslekten ziyade, gönülden bağlı olduğu bir sevda olduğunu ifade eden Erbülbül, bu tutkunun bazen mantığın sınırlarını zorladığını anlatıyor. Öyle ki, bazı tespihlerin tutkunları için maddi değerinin bir önemi kalmıyor; meraklıları, beğendikleri bir tespihe sahip olabilmek için arabalarını bile gözden çıkarabiliyor. Bu, dışarıdan bakıldığında anlaşılması güç, ancak içine girildiğinde vazgeçilmesi imkansız bir tutku. Erbülbül, babasından öğrendiği bu zanaatı, aynı titizlikle kendi evlatlarına aktarmayı ve bu aile mirasını geleceğe taşımayı en büyük sorumluluğu olarak görüyor. Sadece Türkiye’de değil, Avrupa’dan Körfez ülkelerine kadar dünyanın dört bir yanından gelen siparişler, bu kadim zanaatın hala ne kadar kıymetli olduğunun bir kanıtı niteliğinde.

Gümrük Han’da çay eşliğinde zanaat sohbetleri

Erbülbül’ün dükkanı, aynı zamanda bir atölye ve bakım merkezi olarak da hizmet veriyor. Şanlıurfa’daki tespih meraklıları için bir buluşma noktası olan bu mekan, ziyaretçilerine çay ve kahve eşliğinde keyifli bir sohbet ortamı sunuyor. Uzun yıllardır tespihe ilgi duyan ve Erbülbül’ün ustalığına güvenen Emre Çadırcı gibi isimler, burayı bir okul gibi görüyor. Çadırcı, tespih tutkusunun çocukluktan gelen bir hastalık olduğunu belirterek, usta-çırak ilişkisinin bu zanaatın devamlılığı için ne kadar kritik olduğunu vurguluyor. Erbülbül, kapısının her zaman tespih severlere açık olduğunu belirterek, herkesi bu tarihi atmosferde tespihlerin hikayesini dinlemeye davet ediyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız