Hatay'ın Antakya ilçesinde yaşayan 22 yaşındaki Ertuğrul Gök, tıp dünyasının karamsar öngörülerini azmi ve ailesinin sarsılmaz inancıyla yerle bir etti. Henüz dokuz aylıkken otizm tanısı konulan Ertuğrul için dönemin uzmanları, ailesine oldukça ağır bir tablo çizmişti. Bir profesörün, 'Okuma yazma öğrenmesi imkansız, konuşsa bile beş kelimeyi geçemez' şeklindeki kesin ifadeleri, Gök ailesi için bir son değil, aksine uzun soluklu bir mücadelenin başlangıcı oldu. Sahra Gök ve merhum eşi Hamza Gök, evlatlarının potansiyelini keşfetmek adına henüz bir yaşındayken eğitim sürecini başlattılar.
İmkansız denilenin ötesine geçen bir başarı hikayesi
Bugün piyano, kanun, gitar, bağlama, yan flüt, darbuka ve davul gibi çok sayıda enstrümanı profesyonel düzeyde çalabilen Ertuğrul, sadece müzikal yeteneğiyle değil, akademik başarısıyla da dikkat çekiyor. İlkokul ve ortaokul eğitimini başarıyla tamamlayan genç yetenek, Güzel Sanatlar Lisesi'ndeki eğitiminin ardından girdiği yetenek sınavlarında gösterdiği üstün performansla Mustafa Kemal Üniversitesi Antakya Devlet Konservatuvarı'na girmeye hak kazandı. Dört yıllık zorlu eğitim sürecini başarıyla tamamlayan Ertuğrul, mezuniyet töreninde kortej yürüyüşüne katılarak kep atmanın gururunu yaşadı.
Anne Sahra Gök: Umudun ilacı sevgi ve eğitimdir
Oğlunun mezuniyet törenindeki özgüvenli duruşunu izlerken kalbinin yerinden çıkacak gibi olduğunu belirten anne Sahra Gök, yaşadığı duyguları şu sözlerle ifade ediyor: 'Yıllarca kurduğum hayalin gerçeğe dönüştüğünü görmek tarif edilemez bir mutluluk. Bizim tek ilacımız eğitim, ilgi ve sevgiydi. Ertuğrul'u hiçbir zaman diğer çocuklardan ayrı tutmadık, otizmle ilgili her türlü bilgiyi uygulamaya çalıştık. Bugün o, duyduğu her eseri enstrüman fark etmeksizin notalara dökebiliyor.' Anne Gök, özel gereksinimli çocukları olan ailelere seslenerek, çocuklarından asla vazgeçmemeleri gerektiğini ve otizmin başarıya engel teşkil etmediğini vurguluyor.
Müzikle gelen özgürlük ve özgüven
Konservatuvar eğitimini Türk Müziği bölümünde tamamlayan ve son yılında pedagojik formasyon alarak akademik donanımını pekiştiren Ertuğrul Gök, müzik yaparken hissettiği mutluluğu dile getiriyor. On parmağında on marifet olan genç müzisyen, enstrüman çalmanın kendisi için bir ifade biçimi olduğunu belirtiyor. Üniversite yılları boyunca kampüs hayatına tek başına uyum sağlayan ve kendi ayakları üzerinde durmayı başaran Ertuğrul, sadece bir diploma sahibi olmakla kalmadı, aynı zamanda benzer durumdaki pek çok genç için de umut ışığı haline geldi. Onun bu yolculuğu, sevgiyle harmanlanmış eğitimin, tıbbi öngörülerin çok ötesinde mucizeler yaratabileceğinin en somut kanıtı olarak görülüyor.