Erkek sağlığını tehdit eden en yaygın kanser türlerinden biri olan prostat kanseri, genellikle başlangıç aşamasında hiçbir uyarıcı belirti vermeden ilerlemesiyle biliniyor. Memorial Ankara Hastanesi Üroloji Bölümü uzmanlarından Doç. Dr. Emrah Yakut, 1-30 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı değerlendirmede, hastalığın prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmasıyla ortaya çıktığını ve özellikle ileri yaş grubundaki erkeklerde görülme sıklığının ciddi oranda arttığını vurguladı. Uzmanlar, herhangi bir şikayetin bulunmamasının sağlıklı olunduğu anlamına gelmediğini, bu nedenle risk grubundaki bireylerin rutin kontrollerini aksatmamaları gerektiğini belirtiyor.
Genetik yatkınlık ve yaş faktörü
Prostat kanserinin gelişiminde yaşın en temel risk faktörü olduğunu belirten Doç. Dr. Yakut, aile öyküsünün ve genetik mirasın da göz ardı edilmemesi gereken kritik unsurlar arasında yer aldığını ifade ediyor. Birinci derece akrabalarında prostat kanseri öyküsü bulunan erkeklerin risk altında olduğunu hatırlatan uzmanlar, özellikle genç yaşta birden fazla aile bireyinde görülen vakaların genetik bir yatkınlığa işaret edebileceğine dikkat çekiyor. Ayrıca BRCA2 gibi bazı kalıtsal gen mutasyonlarının da hastalığa yakalanma riskini artırabildiği ve bu genetik yapıya sahip kişilerin daha erken yaşlarda tarama süreçlerine dahil edilmesi gerektiği belirtiliyor.
Belirtiler ve tanı yöntemlerinde doğru bilinen yanlışlar
Hastalığın erken evrelerinde çoğu zaman hiçbir klinik bulguya rastlanmadığını belirten Doç. Dr. Yakut, idrar yaparken zorlanma, gece sık idrara çıkma veya idrar akışında değişiklik gibi şikayetlerin her zaman kanserle ilişkili olmadığını, bu belirtilerin sıklıkla iyi huylu prostat büyümesiyle karıştırılabileceğini ifade ediyor. Kemik ağrıları, ani kilo kaybı ve genel sağlık durumunda bozulma gibi semptomlar ise genellikle hastalığın ileri evrelerinde ortaya çıkıyor. Tanı sürecinde kullanılan PSA testinin ise tek başına bir kanser göstergesi olmadığını, prostat iltihabı veya iyi huylu büyüme gibi durumlarda da değerlerin yükselebileceğini vurgulayan uzmanlar, kesin teşhis için parmakla rektal muayene, multiparametrik prostat MR ve biyopsi gibi ileri tetkiklerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Kişiye özel tedavi ve aktif izlem süreci
Her prostat kanseri vakasının acil cerrahi müdahale gerektirmediğini belirten Doç. Dr. Yakut, düşük riskli ve yavaş seyreden kanser türlerinde aktif izlem yönteminin standart bir yaklaşım haline geldiğini ifade ediyor. Bu yöntemle hastalar düzenli aralıklarla PSA testleri, muayeneler ve MR görüntülemeleriyle takip edilerek, gereksiz tedavilerin yol açabileceği yan etkilerden korunuyor. Hastalığın evresine, hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna göre planlanan tedavi seçenekleri arasında radikal prostatektomi, radyoterapi ve hormon tedavileri yer alıyor. Özellikle robotik cerrahi, sunduğu üç boyutlu görüntüleme ve yüksek hassasiyet sayesinde dar alanlarda daha kontrollü bir çalışma imkanı sağlayarak, uygun hastalarda daha az kan kaybı ve hızlı iyileşme avantajları sunuyor. Ancak cerrahinin başarısının sadece kullanılan teknolojiye değil, cerrahi ekibin deneyimine ve doğru hasta seçimine bağlı olduğu unutulmamalıdır. Avrupa Üroloji Derneği kılavuzlarına göre, genel popülasyonda 50 yaşından itibaren PSA değerlendirmesi önerilirken, aile öyküsü olanlarda 45, BRCA2 mutasyonu taşıyanlarda ise 40 yaşından itibaren taramalara başlanması hayati önem taşıyor.