Türkiye genelinde organ nakli bekleyen hastaların sayısı her geçen gün artarken, sağlık profesyonelleri bağış oranlarındaki düşüşün yarattığı tehlikeye karşı uyarılarını sürdürüyor. Güven Hastanesi Genel Organ Nakli Merkezi'nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Burak Işık, organ bağışının bir insanın yaşamı sona erdiğinde bir başkası için yepyeni bir başlangıç anlamına geldiğini belirterek, bu sürecin toplumsal dayanışmanın en kıymetli yansımalarından biri olduğunu ifade etti. Ancak mevcut veriler, bekleyen hasta sayısının artış hızına karşılık bağış oranlarının aynı ivmeyi yakalayamadığını gözler önüne seriyor.
Nakil bekleyen 32 bin kişi için zaman daralıyor
Ülke genelinde yaklaşık 32 bin vatandaşın organ nakli umuduyla beklediğini hatırlatan Prof. Dr. Işık, son bir yıl içerisinde gerçekleştirilen 5 bin civarındaki nakil operasyonuna rağmen ihtiyacın karşılanamadığını belirtti. 2026 yılının ilk dokuz aylık verilerine bakıldığında, 2 bin 432 böbrek, bin 236 karaciğer, 32 kalp, 8 akciğer ve 2 pankreas nakli yapıldığı görülüyor. Özellikle böbrek ve karaciğer nakillerinde canlı vericilerin büyük bir rol oynadığını belirten Işık, kalp ve akciğer gibi hayati organların nakli için ise beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerin bağışının tek seçenek olduğunu vurguladı. Bu durum, kadavradan bağış oranlarının artırılmasının hayati bir zorunluluk haline geldiğini kanıtlıyor.
Bağış oranlarında endişe verici düşüş
İstatistikler, organ bağışı konusundaki farkındalığın artırılması gerektiğini acı bir şekilde ortaya koyuyor. 2025 yılında beyin ölümü gerçekleşen 2 bin 357 kişiden 481'inin organları bağışa dönüştürülürken, bu oran yüzde 20,4 seviyesindeydi. 2026 yılının ilk dokuz ayında ise bin 832 beyin ölümü vakasının sadece 327'sinde bağış gerçekleşti ve oran yüzde 17,8'e geriledi. Pandemi öncesinde yüzde 27 civarında seyreden bu oranların düşüş eğiliminde olması, toplumun bu konudaki duyarlılığının yeniden canlandırılması gerektiğini gösteriyor. Prof. Dr. Işık, tek bir kişinin organ ve doku bağışının 50'den fazla insanın hayatını kurtarabileceğini veya yaşam kalitesini ciddi oranda artırabileceğini hatırlatarak, kalp, karaciğer, böbrekler, akciğerler ve kornea gibi dokuların birçok insan için yeniden yaşama tutunma fırsatı sunduğunu belirtti.
Dijital kolaylık ve aile içi iletişim
Organ bağışçısı olmanın günümüzde oldukça pratik bir süreç haline geldiğini belirten uzmanlar, vatandaşların e-Devlet veya e-Nabız platformları üzerinden tercihlerini kolayca bildirebildiklerini hatırlatıyor. Ancak sadece dijital onay yeterli değil; en kritik adım, bu kararın aile bireyleriyle paylaşılmasıdır. Prof. Dr. Işık, organ bağışı konusundaki tercihin yakınlar tarafından bilinmesinin, olası bir durumda sürecin sağlıklı ve hızlı ilerlemesine büyük katkı sağladığını ifade ediyor. Toplumda organ bağışıyla ilgili hala var olan yanlış inanışların ve soru işaretlerinin, sağlık profesyonelleriyle yapılacak görüşmelerle giderilmesi büyük önem taşıyor.
Yarın biz de bekleyen olabiliriz
Organ bağışının sadece bir hayatı değil, bir ailenin geleceğini ve umutlarını değiştirebileceğini unutmamak gerekiyor. Bugün sağlıklı olan her bireyin, yarın kendisi veya bir yakını için organ nakline ihtiyaç duyabileceği gerçeği, konunun bireysel değil toplumsal bir sorumluluk olduğunu gösteriyor. Prof. Dr. Işık, vatandaşlara seslenerek, hayatın sona erdiği noktada umutları yeşertmek için organ bağışçısı olmanın ve bu kararı sevdikleriyle paylaşmanın bir vatandaşlık görevi olduğunu vurguluyor. Organ bağışı, yaşamın devamlılığı için atılabilecek en büyük ve en anlamlı adımdır.