Türkiye, canlı vericili organ nakli konusunda dünya genelinde oldukça başarılı bir performans sergilese de, kadavradan organ bağışı noktasında aynı ivmeyi yakalamakta zorlanıyor. Medicana International Ankara Hastanesi Organ Nakli Merkezi Sorumlusu Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ulaş Sözener, 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası vesilesiyle yaptığı değerlendirmede, sistemin en büyük eksikliğinin kadavradan bağış olduğunu vurguladı. Sözener, beyin ölümü gerçekleşen kişilerin organlarının toprak olmasının, aslında binlerce hasta için yeni bir yaşam umudunu da beraberinde toprağa gömmek anlamına geldiğini belirtti.
İstatistikler büyük bir potansiyeli işaret ediyor
2026 yılının ilk 10 aylık verileri, organ bağışı konusundaki toplumsal duyarlılığın artırılması gerektiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Bu dönemde beyin ölümü tanısı konulan 2 bin 78 kişiden sadece 375'inin organları bağışlandı. Bu oran yüzde 18 gibi oldukça düşük bir seviyede kalırken, geriye kalan bin 703 vakada herhangi bir bağış gerçekleşmedi. Teorik olarak, bağış yapılmayan her bir vakadan sekiz kişiye kadar nakil yapılabileceği düşünüldüğünde, 13 bin 624 hastanın yeniden hayata tutunma şansının kaçırıldığı görülüyor. Ülkemizde şu an 30 bin 675 hasta organ nakli beklerken, bunların 26 bin 141'ini böbrek hastaları oluşturuyor. Sadece 2025 yılında 4 bin 769 hasta, beklediği organa ulaşamadan hayatını kaybetti.
Canlı vericili nakillerde güvenlik önceliği
Türkiye'de canlı vericili nakillerin yaygın olması, kadavradan bağışın önemini azaltmıyor. Doç. Dr. Sözener, canlı vericili nakillerde en temel prensibin vericinin sağlığının korunması olduğunu ifade ediyor. Hiçbir hastalığı olmayan sağlıklı bir bireyden organ alınırken, vericinin genel sağlık durumu, böbrek ve karaciğer fonksiyonları ile anatomik yapısı titizlikle inceleniyor. Vericinin hiçbir baskı altında kalmadan, tamamen özgür iradesiyle karar vermesi sürecin en kritik aşamasını oluşturuyor. Ancak cerrahi müdahalenin getirdiği kanama, enfeksiyon ve anesteziye bağlı komplikasyon riskleri, canlı vericili nakillerde verici güvenliğini her zaman ön planda tutmayı zorunlu kılıyor.
Zamanla yarışılan kritik süreç
Kadavradan organ nakli, beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerin organlarının uygun koşullarda alınarak nakledilmesini kapsayan ve zamanla yarışılan bir süreçtir. Beyin ölümü, tıbben ve hukuken geri dönüşü olmayan bir ölüm halidir ve koma veya bitkisel hayatla karıştırılmamalıdır. Organların vücut dışında korunma süreleri oldukça kısıtlıdır; örneğin böbrekler uygun koşullarda 24 ile 36 saat arasında muhafaza edilebilir. Bu nedenle bağış kararının hızlı alınması ve nakil koordinasyonunun kusursuz işlemesi hayati önem taşır. İspanya ve ABD gibi ülkelerde milyonda 50 civarında olan kadavradan bağış oranları, bu ülkelerin eğitim, toplumsal bilinç ve güçlü bir koordinasyon sistemiyle başarıya ulaştığını gösteriyor. Türkiye'nin de bu seviyelere ulaşabilmesi için organ bağışının aile içinde konuşulması ve yanlış inanışların giderilmesi, kaybedilen bir insanın başka bedenlerde yaşamaya devam etmesi için atılacak en kıymetli adımlardan biri olarak görülüyor.